6 Ağustos 2015 Perşembe

D Vitamininin Öyküsü...

d vitamini

Güneş ışığının insan üzerindeki olumlu etkisi çok eski yıllardan beri biliniyor. Vücudumuzun direncini arttırıp, bizi bir cçok hastalıktan koruyan D3 vitamininin neredeyse tamamını güneşten alıyoruz. Kış aylarında güneşten yoksun kaldığımızda hastalıklara daha açık olmamız da yine bu vitaminin eksikliğinden kaynaklanıyor.
17. yüzyılda İngiltere`de kömür kullanımının yaygınlaşması ve kömür yakılmasından dolayı oluşan dumanın günesş ışınlarını engellemesi sonucu özellikle hamile ve yeni douum yapmış kadınlarla, bebeklerin hastalık oranının arttığı gözlenmişti.
Bu gelişmeleri inceleyen bir doktor bu yeni hastalığa raşitizm adını verdi. 6 ay 2 yaş arası bebeklerde kemik bozukluklarına neden oluyordu bu hastalık. Oysa açık havada oynama yaşına gelen ve güneş ışığı alan çocuklarda düzelme gözlemleniyordu.
1906`da yine İngiliz bir biokimyacı vitaminler sayesinde hastalıkların önlenebileceğini farketti. Ayrıca yine 1900`lerin başında ultraviole ışını veren aletlerle raşitizm tedavisi araştırmalarına başlandı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde oldukça yüksek ultraviole ışınının raşitizmde düzelme sağladığı görüldü. Ayrıca sadece farelerin boş kafeslerinin bile ultraviole ışınına maruz kalmasının hastalığın iyileşmesinde işe yaradığı farkedildi. Henüz raşitizm nedeninin vitamin D3 eksikliği olduğu tam olarak bilinmiyordu.
Vitamin D eksikliği tüberküloz hastalığının da başlıca nedenlerindendir.
O dönemlerde lebertran isimli bir ilaç da raşitizm tedavisinde kullanılıyordu.
1922`de bilimadamları vitamin D adını verdikleri (A, B ve C vitaminleri önceden bulunmuştu) bu mucizevi vitamini keşfettiler. Lebertran isimli ilacın içinde de yüksek dozajda D vitamini vardı. Ayrıca yüksek güneş ışığına maruz kalan bitkilerde de D vitamini oranlarının fazla olduğu gözlemlendi.
D vitamininin bitkisel hali olan D2 yüksek oranda güneş ışığı yansımasına maruz kalan bitkilerde bulunur ancak D3 vitamini kadar etkili değildir. O dönemde vitamin olarak adlandırılmasına rağmen aslında D2 ve D3 hormondur. DNA`da bulunan 1000 tane geni yönetip etkili ya da etkisiz hale getirebilir. Ancak günümüze kadar vitamin D denmesi alışılagelmiştir. Bir yandan kalsiyum emilimine yardımcı olurken, öte yandan DNA`mıza bilgi aktarımı yapar. Yokluğu insanlar için ölümcül bile olabilir.
DNA`ya gönderdiği en önemli sinyallerden biri güneş ışığı alındığı ve hastalıklardan korunduğudur.
Uzun yıllar boyunca yüksek dozajlarda ilaç olarak üretimine izin verilmedi çünkü öldürücü olabileceği düşünülüyordu. İlaç endüstrileri büyük paralar harcayıp, yıllar boyunca yaptırdıkları deneylerle, yüksek oranlara maruz kalan hayvanların ölmediklerini kanıtlamayı başardılar. Çok çok yüksek doza maruz kalıp zehirlenilse bile bunun ölümcül olmadığı ortaya çıktı. Tam tersi raşitizm dışında artrit hastalığına da iyi geldiği tesbit edildi.
Yine de vitaminlerin serbestçe istenilen dozlarda satışı 1994`ü buldu. Tabii bütün bunlar olurken, vitamin D`nin birçok hastalığı etkilemesinden rahatsızlık duyan bir anti lobi oluştu. Çünkü bu durumda ilaç endüstrisi ve diğer tedavi şekilleri yara alacaktı.
Çok şükür ki artık vücudumuzun birçok hastalıktan ve hatta obeziteden korunmak için D vitaminine ihtiyacı olduğu biliniyor. Ancak unutmamanız gereken bir şey var yüksek dozajda D vitamini preparatı kullanıyorsanız bunu bir K2 vitamini ile kombine etmelisiniz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Kuralları
1 - Yaptığınız yorumun, yazıyla alakalı olmasına özen gösteriniz
2 - Yazım ve dil bilgisi konusundaki hassasiyetinizi yorumlarınızda da gösteriniz.
3 - Her zaman nazik bir üslup kullanmaya özen gösteriniz.
4 - Yukarıdaki kurallardan herhangi birine uymamanız durumunda,
site sahibi yorumunuzu yayınlama ya da yayınlamama hakkına sahiptir.