Nasıl Vegan Oldum? Vegan Olarak Yaşamak Kolay Mı? Fidan Dinç İle Röportaj

 
Bugün Deryanın Spor Günlüğü'nde veganlığı son derece bilinçli olarak yaşayan arkadaşım Fidan Dinç konuk. Bizlere nasıl vegan olduğunu, neler yediğini anlatacak ve vegan olmak isteyenlere değerli bilgiler verecek. Bu konuda Vejetaryenlik Nedir? Veganlık Nedir? Vejetaryenlik ve Veganlık Arasındaki Farklar yazımda bahsetmiştim ;ama veganlığı kendi uygulayan birinin deneyimlerinin de çok değerli olacağına inanıyorum. Bu konuda bana gelen birçok soru var, umarım bu yazıda ve diğer bilgi yazımda aradığınız tüm yanıtları bulabilirsiniz. Yine de sorularınız olursa lütfen yorum kısmına yazmaktan çekinmeyin. 

vegan yemekler



  • Sevgili Fidan, öncelikle bu söyleşiyi yapmayı kabul edip bloguma konuk olduğun için teşekkür ederim.


Birkaç yıl önce vegan olmaya karar verdiğin yazını bizlerle paylaşmıştın. Sosyal medyada ve you tube kanalında bu konudaki paylaşımlarını ve verdiğin tarifleri takip ediyorum. Deryanın Spor günlüğü okurlarına da bu köklü değişime nasıl karar verdiğini anlatır mısın?



Merhaba sevgili Derya 



Öncelikle bana kendimi ifade etme olanağı sunduğun için asıl ben teşekkür ederim. Elimden geldiğince kendi sosyal medya hesaplarımda ve bahsettiğin gibi eşimle birlikte hazırladığımız youtube kanalımızda vegan beslenmeye dair bilgiler paylaşıyorum; ama başka bir mecrada söz alabilmek daha çok kişiye ulaşabilmek bakımından gerçekten önemli.
Bloğuma aktif biçimde yazılar yazdığım dönemde seninle ve birçok blogger arkadaşımla iletişim halindeydim; ancak araya senin de bildiğin gibi biri kayıpla sonuçlanan iki hamilelik süreci ve çok şükür oğlumun doğumu girince ister istemez blog dünyasından uzak kaldım.
Vegan olmaya karar verdiğimi ifade ettiğim yazımı hatırlıyor olman bu nedenle beni çok mutlu etti. Neden ve nasıl vegan olduğumu anlatayım.
Kendimi bildim bileli, gerçekten küçük yaşlarımdan itibaren kedi ve köpekleri çok severim. Köyde doğup büyüdüğüm için tavuk, koyun, inek, kuzu, dana gibi hayvanları da yakından görme fırsatım olmuştur. Hayatımda bir kediye yer vermediğim hiçbir dönemim olmamıştır. Çoğu zaman kısıtlı imkanlarla bakmışımdır; ama mutlaka bir ya da birkaç kedim olmuştur. Abilerimin köpek sevgisi nedeniyle de adı Rex olan bir köpeğimiz vardı ve çok uzun yıllar, bir aracın kendisine çarpması sonucu vefatına kadar bizimle yaşadı.
Zorlu geçen üniversite yıllarımda çaresiz kalmanın, kimseden yardım görmemenin ne demek olduğunu deneyimlemek zorunda kaldım. İlk evliliğimde aşık olduğum, sevdiğim adam tarafından, ayrılmasaydım öldürülmemin kaçınılmaz olduğu derecede şiddet gördüm ve bedeninin, ruhunun üzerinde söz sahibi olamamanın, kendini koruyamamanın, şiddete uğramanın, ölüm korkusunun ne demek olduğunu da tecrübe ederek öğrenmiş bulundum.
Şimdiki eşim, canım, yoldaşım, hayat arkadaşıma güvenmem ve ikinci kez evlenmeye cesaret etmem çok zaman aldı. O da bu konuda gerçekten inanılmaz derecede emek verdi ve evlendik. Son 5 yılını evli geçirdiğimiz toplamda 14 yıllık birliktelik ve 9,5 aylık dünya tatlısı oğlumuzla hayatımızı sürdürüyoruz.
Eşim de benim gibi hayvansever biridir. Ya da ben gerçekle yüzleşene kadar kendimi öyle zannediyordum. Bodrum'da sürdürdüğümüz yaşantımızda, bir gece eşim ağlamaklı, eve girdi ve çok sevdiğimiz, bizim olmasa da bizimmiş gibi eve gelip giden, besleyip ilgilendiğimiz karaböcük dediğimiz kedimizi köpeklerin parçaladığını söyledi. Çok ağladım. Eşim mutlaka benden daha kötü olmuştur; çünkü olaya tanık olan, kurtarmaya çalışan ama maalesef yavrunun son demlerinde ancak yetişebilen o idi. Bu olay benim için bir kırılma noktasıydı diyebilirim. Günlük yaşantımı sürdürüyordum; ama bir yandan da zihnim sürekli bu acıyı anlamlandırmaya çalışmakla meşguldü. Köpekleri suçlayamıyordum; çünkü açlardı. Mevsim kıştı, herkes kapısını bacasını örtmüş, sobaların kalorifer peteklerinin başına çökmüş, sokakta, aç açık çaresiz, yalnız yine hayvanlar kalmıştı.
Düşündüğümün, sorguladığımın farkında bile değildim; ama yapıyordum. Hayvanları suçlayamazdım, onlar gerçekten de doğaları gereği hareket ediyor, tam anlamıyla hayatta kalma mücadelesi veriyordu.
Bir gün buzdolabını açtım ve ne yiyebilirim diye bakınmaya başladım. Akşam tavuk pişirmiştim ve tabakta tavuktan kalan haşlanmış but vardı. Ona uzandım. Elime aldım. Dolabın kapağını kapattım. Elimdekine baktım ve onun bir hayvanın uzvu olduğu ve bizim de bu uzvu ondan acılar, işkenceler çektirerek, öldürerek kopardığımızı düşündüm.
O tavuğun o uzva yürümek için ihtiyacı vardı, elimdekinin işlevi buydu ama ben onu yemek üzereydim.
Ve o anda farkına bile varmadan günlerce zihnimin bir köşesinde birleştirmiş olduğum yapbozun son parçası da tamamlandı. Sadece birkaç gün süren kendimi vejetaryen diye adlandırmam sonucu bunun yeterli olmadığını, hayvan yemeyince bu kez yumurta, peynir, süt ürünleri, yoğurt gibi şeylere yöneleceğimi ve bunları tüketmenin de hayvanların aynı şekilde istismarı anlamına geldiğini araştırarak buldum ve vegan oldum.


  • Veganlığın sadece bir beslenme şekli değil de bir hayat şekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü tüm yaşamında hayvanları korumayı ve hayvansal ürünleri tüketmemeyi kapsıyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?



Kesinlikle doğru düşünüyorsun. Hayvanların hiçbirini diğerinden ya da kendimizden ayırmamız mümkün olmadığı için, kimilerini sevip korumak, kimilerininse gördüğü zulme sessiz kalmak ve bunu önemsememek tabii ki olası değil. Bu nedenle veganlık hayvan haklarının ta kendisidir ve hayvanların sanki birer eşya, mal, köleymiş gibi hayatın herhangi bir alanında herhangi bir 'şey' olarak kullanılmasını reddeder.

  • Vegan olmak seni günlük yaşamında zorluyor mu? Hazırladığın yemekler için malzeme bulmakta zorlanıyor musun?



Hayır hiç zorlanmıyorum. Veganların apayrı bir beslenme şekli yok çünkü. İçinden hayvansal maddeleri çıkardığınız her türlü yiyecek ve içecek otomatikman vegan oluyor. Maalesef bilinçsizlik, kulaktan dolma bilgilerle yetinme, araştırmayı reddetme gibi nedenlerle, vegan olunca aç kalınacağı ya da çok tatsız tuzsuz, renksiz bir beslenme çeşidine geçileceği düşünülüyor. Oysa durum hiç de öyle değil. Hayvanlar yemek değildir. Onlar kendine ait bir yaşamı, duyguları, ben kavramı olan canlılardır. Biz insanlar da ne doğanın ne de hayvanların efendisiyiz, sadece bu gezegenin bu tabiatın sıradan bir parçasıyız. O nedenle temel besin kaynaklarımız zaten sebzeler, meyveler, baklagiller, yemişler, tahıllar, tohumlar ve mantarlardır. Bunların hangisine yaşadığımız yerde ulaşamıyor olabiliriz ki? Sonradan çıkan vegan köfte, vegan döner, tofu, vegan kebap, vegan yoğurt gibi hazır gıdalara ulaşılamayabilir; ama onların da evde yapılabilen çok lezzetli alternatifleri mevcut. 





  • Vegan olmaya karar verenlere veya düşünenlere ne gibi tavsiyelerin olabilir?

Zorlanacaklarını düşünüyor olabilirler ve başta evet biraz zorluk çekebilirler; ama var oldukları gezegen, çevre, bu gezegeni paylaştığımız hayvan dostlarımız ve en çok da kendileri için doğru bir karar verdiklerine emin olsunlar. Dış seslere kulak tıkasınlar, kendilerine tüm bunların neden yapıldığını bile anlayamadan yok olup giden hayvan dostlarımız için onlarla aynı safta yer alacak bir tek kişinin bile ne denli önemli, anlamlı olduğunu bilsinler ve hiç korkmasınlar. Henüz istenen, yeterli düzeyde olmasa da veganların sayısı gün geçtikçe artıyor. Doğal olarak hayvan kullanımını reddeden yiyecek, giyecek, kimyasal, bakım ürünü gibi şeyler de çoğalıyor. Bunlar da yine sanıldığı gibi pahalı şeyler değil. Vegan olduktan sonra sadece internette araştırma yapmak bile onlara birçok kapıyı açacak ve kolaylık sağlayacaktır. Artık hepimiz sosyal medyadayız. Uzak diye bir kavram yok.


  • Ailen de vegan besleniyor mu? Oğlunu vegan mı besliyorsun?

Eşim vegan değil; ama evde beraber olduğumuz öğünlerde doğal olarak aynı şeyleri yiyoruz. Dünya mutfağı aşçısı olduğu için iş yerinde vegan besleniyorum, şunu tatmam bunu yemem diyemiyor; ama evimize hayvan kullanımı ve sömürüsüyle elde edilen ve aslında hiçbiri gıda olmayan ürünleri almıyoruz.


Evet oğlumu vegan besliyorum. Yumurta, süt, süt ürünleri tatmadı da yemedi de. Eti zaten söylemiyorum bile, yetişkinler için bile faydalı olup olmadığı naveganlar arasında bile tartışma konusuyken bebeğime öldürülmüş bir canlının etini yediremem. 6 ay ilk 4 ayı emzirerek kalan 2 ay sütümü sağarak anne sütüyle besledim. Ancak ben 2 yıl boyunca hamilelik süreci yaşadığım, ilk çocuğumu karnımda 28 haftalık kaybettiğim ve hemen arkasından oğluma hamile kaldığım, o hamileliğimin son 3 ayını genel olarak hastanede geçirdiğim ve doğumdan sonraki süreçte tecrübesiz ve yalnız bir anne olarak sadece eşimin desteğiyle bebeğime bakmaya çalıştığım için emzirme tecrübem bu kadarla sınırlı kaldı ki o kadarı bile benim için inanılmaz zordu. Yine de elimden geleni yaptığımı bilmenin ve iyi kötü çocuğuma 6 ay anne sütü verebilmenin huzuru içindeyim dersem yalan olmaz. Ki bu durum bile dünya nüfusuna süt yetiştirebilmek için ineklerin çektiklerini az da olsa anlamama yetti. Kısacık hayatlarında durmadan zorla hamile bırakılıyorlar, tıpkı benim bebeklerimi karnımda taşıdığım ve birçok acı çektiğim gibi onlar da yavrularını karnında taşıyor, binbir zorlukla doğuruyor; ama sonra yavrularından ayrılıyorlar ve bebeklerinin içmesi gereken sütü biz insanlar gasp ediyoruz. Bebeklerinse erkek olanları hormonlarla birkaç ay şişirilerek kıyma haline getiriliyor, dişileri ise ne yazık ki anneleriyle aynı kaderi paylaşıyor. Yani hayat boyu tecavüze uğra, hamile kal, yavrunu karnında taşı, doğur, onu senden alsınlar ve sütünü gasp etsinler. Ta ki süt veremeyecek kadar tükenene ve mezbahaya gönderilene kadar. Travmanın, acının, çaresizliğin boyutunu düşünebiliyor musunuz?
Oğluma gelecek olursam, en başından beri mamasını kendim hazırlıyorum. Babası taze sebze meyvesini, yiyecek maddelerini alıp getiriyor ben de oğluma iki günde bir mama hazırlıyorum. Başlarda gerçekten çok zordu. Eşim dile getirmese de endişeleniyordu görebiliyordum. Ama çocuğumuz büyüyüp geliştikçe, kontrol günleri geldiğinde doktoru, hemşiresi gayet iyi geliştiğini söyledikçe ve Yunus Emre son derece hareketli, cıvıl cıvıl bir şeye dönüştükçe babası da rahatladı. Hatta bazen biraz kendime zaman ayırayım, şu hazır pürelerden mi yedirsek dediğimde sen yap annesi, senin yaptıklarına daha çok güveniyorum der oldu :) Oğluma ne yedirdiğimi çok iyi biliyorum. Yedirdiğim her şeyin besin değerlerini biliyorum, araştırıyorum. Her besin grubundan tüketmesini sağlamaya çalışıyorum ki çok şükür beni yoran, o zor sancılı dönem de bitti gibi bir şey; çünkü şimdi lokmaları daha çok alıp daha çok çiğneyebiliyor. Sevdiği ve hiç mırın kırın etmeden yediği şeyleri keşfettim, mamasını hala yapıyorum ki dengeli beslendiğinden emin olayım; ama artık bizimle sofrada yer alıyor çok şükür ve yediğimiz çoğu şeyi yiyebiliyor.
Ben çocuğum adına karar vermedim. Ben çocuğuma durumu idrak edebilecek çağa gelene kadar özgür bir alan bıraktım. Çocuğuna küçücük yaşında hayvanların etini, onlardan zorla alınan sütünü, yumurtasını, bunlarla yapılan şeyleri yiyecek olarak veren ve öğretenler çocukları adına tercih yapmış olmuyor mu? Bugün neredeyse her bebekte süt, süt ürünü, yumurta, alerjisine rastlanıyor. Sebebini hiç düşündünüz mü? Bilim, 2 yaşına kadar bebeklere hayvansal ürün verilmemesi gerektiğini söylüyor. Yani bir bebeğin beslenmesinin en önemli olduğu, geleceğini tayin edeceği, esas beslenme çağında hayvansal ürünlerin zararlı olduğu vurgulanıyor. Bunun tek sebebi, hayvansal şeylerin bırakın bebekleri, biz yetişkinler için bile son derece zorlayıcı ve hatta zararlı olmasıdır.
Oğlumun aşılarını aksatmadan yaptırdık, yaptıracağız. Doktor kontrollerini de aynı şekilde. Ben kendi adıma çok mecbur kalmadıkça ilaç kullanmamaya özen gösteriyorum; ama şimdilik oğlum için yapabileceğim tek şey onun doğru beslenmesini sağlamak ve ona evde koyun koyuna uyuduğu, gündüzleri peşinden koşturmaya doyamadığı kızımız, karaböcüğümüz, kedimiz gibi, diğer bütün hayvanların da bizim yiyeceğimiz, eşyamız değil; dostumuz ve arkadaşımız olduğunu öğretmektir.
Veganlık zaten budur. Gücünüz yettiğince, sınırlarınız ölçüsünde, mevcut ve genelgeçer koşullar altında kendinizi de ailenizi de müşkül duruma sokmadan hayvan kullanımını hayatınızdan mümkün mertebe çıkarmak. Veganlık sanıldığı gibi dogmatik ve çok keskin sınırları olan bir şey değil. Öyle gösterir öyle anlatırsak hiç kimse vegan olmaz; çünkü neredeyse tamamı navegan bir dünyada bütün ezberlere karşı çıkarak doğru olanı yapmak ve yaşamak her babayiğidin harcı olmuyor.


  • Sağlığında vegan beslenme tarzını seçmenden dolayı negatif bir sorun yaşadın mı?



Sağlığımla ilgili olarak, maalesef çok daha önce vegan olmamakla ilgili sorunlar yaşadım. Vegan olduktan sonra hafiflediğimi, saçlarımın güzelleştiğini, tırnaklarımın daha güzel ve daha sağlıklı uzadığını, diyet yapmadan ve sadece sporla kilo verip çok dinç ve enerjik olduğumu hatırlıyorum. İlk hamilelik sürecimden 1,5 yıl önce vegan olmuştum. Hamileyken normalde yediklerimden tiksinip neredeyse tüm hayatımı kapsamış olan navegan şeyleri inanılmaz canım çekiyordu ve hem zor bir süreç geçirdiğimden hem de o zayıf halimle alışkanlıklarımın bastırmasına karşı koyamadığımdan navegan beslendim. Eğer yıllarım bize hayvanların yemek olduğunu dikte eden bir düzende geçmiş olmasaydı tabii ki her şey farklı olurdu; ama bu durum benim acziyetim sona erdikten, vücudum dengesiz hormonlardan arındıktan hemen sonra yeniden vegan olmamı engellemedi. Çünkü tekrar söylüyorum veganlık bir din değil, kanunları olan bir durum değil. Veganlık hayvan haklarıdır ve yaşamınız, gücünüz, bedeniniz hatta çevreniz müsaade ettiği sürece (yaşadıklarımdan hayatta her şeyin bizim elimizde olmadığını öğrendim) her zaman doğru olanı yapmak için bir şans vardır ve bunun için asla geç olduğunu düşünmeyin. 


  • Senin vegan olmayı seçmeyenlere bakışın nedir ve vegan olmayan çevrendeki insanların sana tavrı nedir? Bu konuda bir denge sağlayabiliyor musun hayatında?

Bu durum değişkenlik gösteriyor. Eğer kişi, her şeyin bilincinde ve ısrarla hayvanların biz onları yiyelim kullanalım diye var olduğunu öne sürüyor, hiçbir şey bilmeden, araştırma zahmetine girmeden, sadece kulaktan dolma şeylerle atıp tutuyorsa tabii ki kızıyorum. Çünkü gerçekten bilgi alma peşindeki, öğrenme gayreti gösteren, vicdanıyla savaş halindeki insan kendini belli ediyor. O kişilere istedikleri her sorunun cevabını bıkmadan usanmadan verebilirim. Ama başta söz ettiklerimin tatlı dilden değil; aksine son derece sert ve net bir dille hayvanların onların malı, kölesi, yemeği olmadığının söylenmesinden anladığından eminim. Başkalarına keyfi sebeplerle zarar veren, bunun bilincinde olan ve bunu ısrarla, hatta gururla sürdüren insanların tuhaf biçimde benden, kendilerine karşı naiflik beklemesini tabii ki saçma buluyorum. Açıkçası zaten gerçek yaşamımda hep eşim ve çocuğumla birlikteyim; ama daha önce de belirttiğim gibi internet sayesinde birçok insana ulaşabiliyorum ve onlara karşı tavrım karşımdakinde hissettiğim iyi niyet ya da kötü niyet derecesine göre değişkenlik gösteriyor.


Vegan olmamla ilgili, memleketteki ailemden, rahmetli babamdan, annemden, hiç kimseden herhangi bir baskı ya da kınama görmedim. Aksine saygıyla karşıladılar; ama benim adıma hatta şimdi de oğlum adına üzüldüklerini tahmin edebiliyordum. Bu da zaman içerisinde hem kendi beslenmemi hem de oğluma yedirdiklerimi ve onun gelişimini paylaştıkça geçti diye düşünüyorum. Eşim zaten ilk günden beri yanımda, en büyük destekçim. Tam anlamıyla vegan olmasa da kendi geçim sürecimizde evimize aldığımız şeylerin hayvan istismarıyla elde edilmemiş şeyler olmasına özen gösteriyoruz ve ailemizin geçimini sağlayan kişi olarak bu konudaki son karar onda olduğu, o da zulmedenden değil zulüm görenden yana bir tavır takındığı için benim için çok büyük anlam ifade ediyor.


  • Bir de you tube kanalınız var eşinle güzel tarifler paylaştığınız Vegan Karavan adında. Eminim vegan tarifler arayanlar çok faydalanıyordur. Bu kanal fikri nasıl doğdu, ilgiden memnun musunuz?



Yunus Emre yokken, eşim Yunus işten eve geldiğinde onunla birlikte yemek yapar, gece geç saatlere kadar dizi-film izler, aklımıza estiği zaman estiği saatte dışarı çıkıp motorsikletle veya yürüyerek gezerdik. O zaman yaptığımız güzel vegan yemekleri sadece instagram hesabımdan paylaşıyordum. Bir  Youtube kanalı açsak hem daha çok zaman ayırabilir hem daha sakin kafayla bu işin üzerine eğilebilirdik; ama demek ki doğru zaman buymuş. Fikri bize eşimin bilgisayar öğretmeni olan yeğeni Onur verdi sağ olsun. Kanalı açma aşamasında da çok yardımı dokundu.
Deryacığım sen de biliyorsun ki ben aslında yazı insanıyım ve sosyal ilişkileri kuvvetli biri olduğum söylenemez. Hem bu nedenle hem de toplumun kadına yüklediği 'daima alttan alıcı, naif ve yumuşakbaşlı olma' görevini pek benimseyemediğimden -çünkü aynı problemi çocukluğumdan beri yaşadığımdan- insanların beni, tarzımı, konuşmamı sert bulacağını tahmin edebiliyordum. Öyle de oldu denebilir. Ama bunun doğal olduğunu, her insanın kendine has bir tavrı, tarzı olduğunu bilen ve dile getiren arkadaşlarla karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim ve bu da beni çok mutlu eden, cesaretlendiren bir gelişme oldu. Özellikle veganlardan sürekli olarak çok mutlu, çok huzurlu, güleryüzlü, şirin insanlar olmaları bekleniyor. Oysa daha geniş açıdan baktığımızda, veganlardan hayvanların bitmek bilmeyen çilesinin farkında oldukları ve onlara zulmetmemizin yanlış olduğu gibi çok basit bir şeyi dünya nüfusuna anlatmaya çalışmaları nedeniyle, gergin ve mutsuz olmaları beklentisi daha doğal değil mi? Öte yandan hepimizin hayatı farklı. Veganlar tuzu kuru, zengin insanlardır yanılgısı var bir de. Öyle bir şey tabii ki yok. Bizim de geçim derdimiz oluyor, bizim de aile geçimsizliğimiz oluyor, bizim de sağlık sıkıntılarımız oluyor (veganlıkla bağlantısız ) bizim de birçok problemimiz oluyor ve bunlar da yine veganlıktan bağımsız olarak ruh halimize, ses tonumuza, tavrımıza yansıyor. Yani vegan olmak kişisel farklılıklarımızı ve olağan insan hallerimizi  tabii ki engellemiyor, bizi birdenbire bir derviş, bir ermiş haline getirmiyor. Öyle bir etkiyle karşılaşan arkadaşlar mutlaka vardır, ne mutlu onlara; ama şahsen bende böyle bir etkisi olmadı. Zaten önemli olan veganın nasıl bir insan olduğu değil, vegan olmanın onu neye dönüştürdüğü değil, vegan olma durumunun arkasındaki acı gerçekliktir. O noktaya odaklanabilirsek gerçekten hem biz insanlar hem de acilen ama acilen içinde bulundukları cehennemden çıkarılması gereken hayvan dostlarımız için daha faydalı olur.
İlgiden memnun muyum? Tabii ki iyi kötü bizi izleyen, takip eden insanlar olduğunu gördükçe mutlu oluyoruz. Ama vegan ya da navegan özellikle ayırt ettiğimiz, hedeflediğimiz bir grup yok. Hatta biz Yunus'la kim bizi niye izlesin ki diye utana sıkıla başladık dersem yeridir. Küçük bir fotoğraf makinemiz var onun kamerasıyla kendi aramızda konuşa konuşa yemek yapıyoruz, hepsi bu. Tabii konuştuklarımız çok da kitabi, resmi olmadan hayvanlar ve hayvan hakları üzerine oluyor. Sevmediğim tek bir şey var o da umarım yanlış anlaşılmaz, bizi şöyle olabilirsiniz böyle olabilirsiniz diye yönlendirmeye çalışan arkadaşlar. Biz eşimle mutfakta zaman geçirmekten her zaman keyif almışızdır ve videolarda konuştuğumuz şekilde her zaman konuşuyoruz. Fazladan yaptığımız tek şey o anları kayda almak ve internete yüklemek. Biz bu şekilde keyif alıyor, bu şekilde yararlı olacağımıza inanıyoruz.
Bir ineğin bir kediden, bir kuzunun bir köpekten ve bütün hayvanların biz insanlardan ne farkı var? Hiçbiri bizim malımız, kölemiz, eşyamız, yiyeceğimiz, eğlence malzememiz değil ve hiçbiri kendilerine yapılanlardan razı ve mutlu değil. Bir gün, geç de olsa insanlık hayvanlara yaptığı kötülüğün, zulmün ve sahip olduğumuz gezegeni tamamen keyfi sebeplerle mahvetmenin sonuçlarıyla yüzleşecek. Bundan pişman olacak ve yanlışından dönecek. Bizim için çok acil ve önemli görünmeyen zaman kavramı, bir mezbahada, bir deri fabrikasında ya da bir arenada aynı sakinlikle akmıyor. Hayvanlar için var oluşlarının her anı her saniyesi cehennemden farksız.
Bunda bizim payımız nedir, ne kadardır? Bunu değiştirmek düzeltmek elimizde mi ve elimizde olduğu halde kılımızı bile kıpırdatmıyor muyuz? Durup bir düşünmek gerekir.

Bu güzel blogda bana söz hakkı tanıdığın ve kendimi ifade etme şansı verdiğin için bir kez daha teşekkür ediyorum sevgili arkadaşım.

  • Ben teşekkür ederim bu keyifli ve detaylı röportaj için. Eminim bir çok soruya yanıt olacaktır.
Veganlığı yaşam biçimi haline getirmiş olan sevgili Fidan Dinç ile güzel söyleşimiz burada bitiyor. You tube kanalları Vegan Karavan' ı takip etmeyi unutmayın. Bugün vegan karavan kanalından çok merak edilen bir tarif olan vegan yoğurt yapımı tarifi ile ilgili videoyu paylaşarak sizlere veda etmek istiyorum. Bu videodan kanallarını da takibe alabilirsiniz. İzin verirlerse zaman zaman verdikleri tariflerin videolarını paylaşmak isterim, çünkü gerçekten çok değişik tarifleri var. Keyifli okumalar, keyifli seyirler.

Bunlar da ilginizi çekebilir:








27/Yorum Gönder/Yorum

Yorumlara link eklemek kesinlikle yasaktır. Bu yorumlar yayımlanmayacaktır. Comments with links are not allowed !!!

  1. şimdi yapamıyorum tam olarak ama ilerisi için hedefim bu..

    YanıtlayınSil
  2. Harika bir röportaj olmuş canım, bana zorlu bir süreç gibi geliyor. Bir gün tüm cesaretimi toplayıp beslenme düzenimi değiştireceğim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım en zor kısmı kesin kararı vermek ☺️

      Sil
  3. Ben böyle mutluyum aslında sürekli ette yemem ama iskender olmadanda yapamam zor benım ıcın :DD

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Herkesin kararına saygılıyız ☺️

      Sil
    2. Vegan iskender deneyebilirsiniz :) Seitan'dan, tofudan, mantardan yapılabilen ve vegan yoğurtla birlikte alışkın olduğunuz lezzeti aratmayacak iskenderler mevcut; bunları evde de yapabilirsiniz, böylece hem hiç kimse zarar görmez hem de siz sevdiğiniz bir şeyden vazgeçmemiş olursunuz.

      Sil
  4. Deryacığım bize ve naçizane Youtube kanalımıza bloğunda yer verdiğin için çok teşekkür ederim :) Nokta atışı sorularla, birçok şeyi açıklamamı sağladın. Tekrar teşekkürler, sevgiler :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim bu açıklayıcı yazı için. Tabii samimi yanıtların için de ☺️

      Sil
  5. Harika bir röportaj olmuş.Ahh ben et yemeyi seviyorum.Ama vegan olan herkese de tabiki saygım var.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de vegan değilim ama vegan birçok tarifi severek yiyorum. O bilince tam ulaşamadım sanırım.

      Sil
    2. Bitkisel etlerle sevdiğimiz birçok yemeği yapabiliyoruz :) Seitan, tofu, hatta istiridye mantarı bile et tadına çok yakın lezzetler. Aslında et tadı diye bir şey de yok, ete tadını tamamen gördüğü işlemler ve baharatlar veriyor.

      Sil
  6. Bu arada ara sıra bazı videoları paylaşmak isterim demişsin, tabii ki paylaşabilirsin. Hatta biz çok seviniriz, daha fazla insana ulaşabiliriz bu sayede.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevinirim. Zaten hem burada hem Ingilizce blogda çok vegan tarif paylaşıyorum. Size de bir faydası olursa cok mutlu olurum 🤗

      Sil
  7. Sorular nokta atışı olmuş,harika. Herkesin veganlıkla ilgili sormak istediği sorular ve bu sorulara içtenlikle ve detaylıca verilmiş cevaplar. Eşinin mutfak bilgisi çok büyük artı, zaten verdiği tariflerde bu profesyonelliği görebiliyoruz. İkinize de çok teşekkürler, güzel sorular ve cevaplar için.

    YanıtlayınSil
  8. Sıkı röportaj. Tercihlere saygı duyulmalı 👍🌷🤚

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Cevaplarımda aslında biraz da bunu vurgulamak istedim. Kırmızı renkli giysi giymek ya da saçımızı uzun veya kısa kullanmak bir tercih olabilir; ama tamamen bir başkasının yaşamını, acılarını, esaretini, ölümünü kapsayan şeyler tercih olmuyor maalesef. Sizin nezdinizde okuyacak olan arkadaşlara hatırlatmada bulunmak istedim. Teşekkür ederim.

      Sil
  9. Belki et ve protein olayını çok sevmediğim için hiç düşünmediğim bir konu. Bir dönem epey azaltınca benim kan değerleri gümlemişti. Sonra yumurtayı ve kendim yaptığım et yemeklerini dahil ettim hayatıma yeniden.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Hayvansal şeyleri azaltınca geriye kalan besin gruplarından dengeli bir şekilde aldığımızda kan değerlerimizin bozulması için bir sebep yok aslında. O dönemde belki de bunu gözden kaçırdınız ve sebze, meyve, baklagil, kuruyemiş, tahıl, tohum, mantar gruplarından dengeli biçimde alamadınız. Olur da ileride tekrar denersiniz diye yazmak istedim :)

      Sil
  10. Veganlığı çok merak ediyordum. Açıkçası neler yiyorlar, nasıl bu aşamaya geliyorlar, nasıl yaşıyorlar her şeyi detaylı anlatmanız çok güzel olmuş. Fidan hanım çok güzel anlatmış sen de çok güzel paylaşmışsın Deryacım. Bilgilendirici bir yazı olmuş

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence de vegan olmak, nasıl veganbolunur ve vegan nasıl yaşanır konularını aydınlatan bir röportaj oldu. Tekrar teşekkür ederim emek verip detaylı anlattığı için.

      Sil
  11. Çok güzel ifade etmiş kendini Fidan.Kafama takılan bazı soruların cevabını da bulabildim.
    Zorlu travmalardan geçmiş.Yolu her daim açık olsun.
    Bu güzel röportajı bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de veganlıkla ilgili röportajımı okuyan herkese teşekkür ederim ☺️.

      Sil
  12. Etin de faydaları var ama..🙂 Ancak güzel bir röpörtaj olmuş..😊

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Biz burada kimseyi yargılamıyoruz. Sadece detaylı bilgi vermek istedim. Ben de vegan değilim ama bu konuda Fidan sayesinde çok da bilinçlendim. Mazeret değil aslında bizim zayıflığımız bunu başaramamak.

      Sil
  13. Merhabalar,

    Yorumlarda genel olarak veganlığın "bir tercih" gibi algılandığını, bu neden naveganlığın da saygı gösterilmesi gereken başka bir tercih gibi görüldüğünü fark ettim. Oysa, örneğin ırkçılık, cinsiyetçilik bir tercih değildir, bunların karşısında olmak da bir tercih değil, etik bir duruştur. Veganlık da bitkisel beslenme değil, hayvanlar için etik, adil bir duruş sergilemek ve her alanda onları sömürmeyi bırakmak demektir. Tercih, yapıldığı durumda kimseye zarar vermeyen kişisel bir tutumken, adaletle ilgili ve etik konulardaki duruşumuz, bizim ve başkalarının hayatlarını etkileyebilecek, ciddi konulardır. Eğer duruma buradan bakabilirseniz, bunun basit bir yemek seçimi değil, acı çekebilen, yavrularından ayrılmak istemeyen bir canlının sömürülüp öldürülmesi süreci olduğunu görebilirsiniz. O takdirde, damak tadı, masum bir canlının böyle işkenceler görmesi için bir gerekçe olabilir mi? Kişisel tercih değil de vicdan perspektifinden bakıldığında, "ama tadı güzel" size nasıl bir açıklama gibi geliyor? Bunlar yargı değil, soru, cidden soruyorum, samimi olarak düşününce, nasıl cevaplar buluyorsunuz içinizde? Ve kaldı ki, damak tadınızı hepten bir yana bırakmanız gerekmiyor bile, çünkü vegan alternatifler, daha önce yediklerinizle yarışır lezzette. Umarım okur, cidden hem zihniniz, hem vicdanınızla değerlendirirsiniz bu yazıyı ve yorumları. Sevgiler.

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Yorumlara link eklemek kesinlikle yasaktır. Bu yorumlar yayımlanmayacaktır. Comments with links are not allowed !!!

Daha yeni Daha eski